Cok kulturlu cocuklar/ Multi-cultural kids

--Kuğu kuğuuuu!  --Geliyorum civciv.

–Kuğu kuğuuuu!
–Geliyorum civciv.

Cok kültürlü derken, birden fazla anlamında, siz anladınız :)  Ama nicelik, niteliği de etkliyordur en azından biraz, değil mi?

Eşi farklı bir kültürden/ülkeden olup da, sadece bir kültürü seçmiş, diğerini olduğu gibi geride bırakmış çiftler tanımıyorum, vardır tabi, ama şahsen bilmiyorum. Benim bildiğim çiftler arasında, çocuklarını Amerika’da büyüten ailelerin de, Türkiye’de büyüten ailelerin de üzerine kafa yorduğu, doğru mu yapıyoruz, yoksa çocuğun aklında/benliğinde karışıklıklara mı sebep oluyoruz, ya büyüyünce bunları unuturlar veya bir kenara atarsa, ya sonra kimlik kargaşası yaşayıp mutsuz olursa… gibi pek çok soruları olduğu kocamaaaaan bir konu bu çok kültür konusu.

Among couples from two different cultures, I don’t know anyone who has completely left behind one culture and adopted the other- I’m sure they exist, I just don’t know any personally. Based on the people I do know, the topic of two cultures is a big one, something that both families living in Turkey and families living in the USA ponder, worrying if they’re doing the right thing, if they’re causing confusion in the child’s mind or personality, thinking what if they forget all this stuff or ditch them when they grow up, what if they experience identity crisis later and become unhappy…

Buna paralel olarak dil konusu var. Yurtdışında yaşayan herkes sanırım kendi anadillerinin çocukları tarafindan  benimsenip benimsenmeyeceği hakkında zaman zaman karamsarlığa kapılıyor. Ev dili olarak annenin ya da babanın dili devamlı konuşulsa bile, çocuk büyüdükçe toplum dilini gittikçe daha çok tercih etmeye başlayabiliyor. Orneğin Amerika’da Türkçe’yi gayet iyi anladığı halde konuşmayan ya da sadece ender durumlarda konuşan çocuklar çok. Normal de. Normal diyip kendi haline bırakmıyoruz o ayrı. Bunun Türkiye’deki karşılığının biraz daha kolay başaçıkılabilir bir durum olduğunu tahmin ediyorum – Ingilizce’nin yaygınlığı, geçerliliği, medya ürünlerinde ve pop kültür üzerindeki hakimiyetini düşünerek. Filmimizin yıldızlarından Gabbriell mümkün olduğunca çocuklarına Amerikan televizyonu seyrettirdiğini söylüyor örneğin. Bunun hem dil konusunda hem de diğer tarafta olup bitenle kopmamak konusunda büyük yardımı oluyordur eminim.

And parallel to this is the topic of language. I think everyone who lives abroad gets pessimistic from time to time about their kids’ likelihood of adopting their parents’ mother tongue. Even when the home language is the language of the mom or dad, as the child grows up, he or she may prefer using the majority language. For example, in the US, there are a lot of kids who understand Turkish perfectly well but do not respond in Turkish, or respond only in rare circumstances.  This is normal. But that doesn’t mean we let it be, just because it’s normal. I imagine dealing with this situation in Turkey being easier, considering the wide-spread acceptance and prevalence of the English language and its dominance in media products and pop culture. Gabbriell, one of the star interviewees in our film, says she lets her kids watch as much American TV as possible, for example. I’m sure this helps not only with language, but also with staying in touch with what’s happening on the other side.

Aynı şeyi Amerika’daki Türkler de yapabilir ve yapıyor elbette, ama tam aynı değil, en azından benim tecrübem böyle oldu. Burada Türk televizyonu veya diğer medya ürünleri edinmek biraz daha çaba, para, emek gerektiriyor. “Parası neyse veririz”:)  desek bile yavrumuzun Türkçe’sini desteklesin diye evimize sokacağımız şeylerin sadece dil değil, çeşitli görüş açıları, yorum, hikaye ve karakterleri de içerdiklerini, ayrıca onları yapanlarla ilgili yorumları da beraberlerinde getirdiklerini gözönünde bulundurunca, içimize sinen kalitede, hem içeriği hem dili güzel, Türk yapımı, yaşa uygun medya ürünleri bulmanın o kadar da kolay olmadığını görüyoruz. Hiç yok demiyorum, ama bulunca baya bir seviniyoruz onu bilin. Disney filmlerini ve bazı Japon, vs dizilerini gayet güzel çevirip Türkçe seslendirmelerini yapmışlar, ama bir tuhaf yani, neden Cinderella Türkçe konuşuyor, ve orijinali varken neden çocuk Türkçe konuşan Buzz Lightyear’ı tercih etsin? Kültür konusunda da hiç yardımı olmuyor tabi Amerikan ürünlerinin çevirisini izlemek – aynı mesaj, aynı ilişkiler, iki ayrı dilde… Pepe sağolsun da, kaç yıl Pepe seyredicez? Bilemiyorum, neden bu kadar az Türk yapımı çocuk dizisi, filmi var? Neden çocuklar için parmakla sayılacak kadar Türkçe app ya da oyun var? Herkesin evi elektronik dolu olmasa, el kadar bebelerin cep telefonları olmasa, o kadar talep yok, yeteri müşteri sayısı yok falan diyeceğim. Bu sorgulamalar kültürümüzde çocuklara geleneksel olarak (ve belli ki büyük ölçüde hala) nasıl yaklaştığımız konusunda başka başka sorular da getiriyor. Pes etmese de, yoruluyor insan. O birkaç tane sevilen oyuna, filme daha sıkı sarılıp tekrar tekrar seyrediyor. Neyse ki çocuklar da seviyor tekrarı :)

Turkish parents living in the USA can and do do the same things, of course. Yet it’s not exactly the same, at least in my experience. Acquiring Turkish television feeds and other media products require a little more effort, money, and struggle. Even if we say “we’ll pay whatever it costs” (sorry, Turkish inside joke), considering that the things we want to bring home for our kids’ Turkish come not just as language but also bring perspectives, commentaries, stories, and characters, as well as commentary on the people who make these products, we find that it’s not that easy to get quality, Turkish-made media products that have good Turkish as well as good content, and are age appropriate. I’m not saying there isn’t any. But know that we get super excited when we find them. There are nicely translated and dubbed Disney movies, and Japanese etc. tv series, but .. it’s a bit weird. Why does Cinderella speak in Turkish, and why would a kid prefer to listen to Buzz Lightyear in Turkish when there’s the original English? Besides, watching translated American products doesn’t help on the culture front – the same messages, the same relationships, presented in two languages… Thank goodness for Pepe, but for how many more years are we going keep watching Pepe? I don’t know why there are so few Turkish made kids tv and movies. Why are there so few Turkish games and apps for kids? If homes in Turkey weren’t loaded with electronics, if  little babies didn’t have cellphones, I’d say there just isn’t enough demand or numbers of customers. These questions lead to others about the traditional (and it seems, still current) ways that Turkish culture approaches children. We get weary, even though we don’t give up. We hold on those few good ones even tighter, and watch them over and over again. Fortunately, kids love repetition:)

Bu fotoğrafın konuyla ne alakası var diyorsanız, geliyorum oraya. Bu bizim teknolojisiz medyasız Türkçe oyunumuz kızımla, 4 yaşından beri oynuyoruz. Bir gün elllerimize göz ağız falan çizip konuşturmuştuk kukla gibi. Cok sevmişti bu oyunu. O gün bu gündür ne zaman trende falan boş vakit olsa elini böyle kuş şekline sokup çağırır: “Kuğu-kuğuuuu!” Neden kuğu-kuğu  - çünkü daha minikken oynamaya başladığımızda seçtiği ilk karakter “civciv” di. Doğal olarak arkadaşları da “güv-güv” ve “kuğu-kuğu”. Minişim büyüdükçe kuğu-kuğu ve civciv’in de arkadaş çevresi, konuştukları konular, oynadıkları oyunlar değişti, ve kızımın gelişimine paralel olarak dağarcığına eklediği kelimelerin Türkçelerini de öğrenmesine yardımcı oldular. Bu günlerde bol bol parti planları yapıyor civciv ve kankaları, ve teleportation icat ettiler, evden eve, partiden partiye  “teleport” ederek gidiyorlar. Bazen dünyalarına tuhaf nesneler düşüyor, iphone gibi. Onun ne olduğunu anlamaya çalışırken “bilimsel araştırma” adına biraz Doodlebuddy falan oynuyorlar, birbirlerinin resimlerini çekip eğleniyorlar. Anne de seviniyor, “5 dakka daha Türkçe oyun oynadık, yaşasın” şeklinde…

If you’re wondering what this photo has to do with the subject, I’m getting to it. This is our non-technological, non-media based game with my daughter that we’ve been playing since she was about 4. One day, we drew eyes and mouths on our hands and played with them like puppets. She loved it. Since then, whenever we have a little free time on the subway etc, she gets her hand into this bird shape and calls out “Kuğu-kuğuuuu! (Swan-swan). Why kuğu-kuğu — because when she was little and we had just started playing this game, the first character was “civciv” (chick) which sounds like the same word repeated twice. So naturally, the other characters were named “güv-güv” (pigeon-pigeon) and “kuğu-kuğu.” As my little one grew, swan-swan and chick’s social circles, conversation topics, games they played also evolved, helping my daughter learn some of her newly vocabulary in Turkish as well as English. Lately, they’ve been planning a lot of parties, and they invented teleportation. So now they just teleport from home to home, party to party. Sometimes, a strange item falls into their world, such as an iphone. While they’re trying to figure out what it is, they play a little Doodlebuddy or have fun taking each others’ pictures, in the name of “scientific research”. And mama is happy, because “we played in Turkish for 5 more minutes, yayy!”

Sizde nasıl bu durumlar?

What’s the situation like for you?

1minik hakkında

I was born in Istanbul, Turkiye, and shortly after high school, started writing for television there. I had a blast writing script for broadcast TV, then I moved to the U.S. and started studying Mass Communication. Since getting my MFA, I've been working in media production in a variety of roles - including teaching editing and cameras, managing a Media Services department, producing independent, promotional, and live event projects. You can read more about me and my other projects at www.seeseemultimedia.com. I and my co-director Hilal Gergin Baysal have been working on "Turkish of the Bride/Gelinin Turkcesi" since 2011. It's USA-Turkiye co-production feature documentary being shot in New York and Istanbul, based on actual stories of women who have decided to settle away from their homeland. We are striving to make it cinematically captivating as well as informative. Our goal is to share with worldwide audiences the interesting, thought-provoking, sometimes sad and sometimes fun stories of these women, while bringing up questions about cultural identity, social acceptance, living with a second language, raising a family in a different culture... We hope you'll join us on this journey and give us your thoughts, send us a link you find interesting, or visit one of our sites and leave a comment.

Mart 1, 2014 tarihinde Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 488 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: